AK Parti Milletvekili Reha Çamuroğlu, İbrahim Kalın'ın başarıyla yönettiği TRT 1'de cuma günleri (11 Ocak 2008) yayınlanan Enine Boyuna isimli programda konuşmasının bir yerinde "Süleymaniye'de şükür namazı kılacağını" söyledi. Bu sözün hiçbir çözümü yokmuş gibi görünen "Alevi sorunu" için niçin sihirli bir cümle olduğunu yazımın sonuna saklayacağım. Bilindiği üzere özellikle son birkaç yıldır ısrarla Alevileri toplumun diğer kesimlerinden -bütünüyle- ayrıştırma çabası, etkisini artırarak sürdürmektedir... Daha çok Alevi vatandaşlar adına faaliyet gösterdiğini iddia eden bu ayrıştırıcı/farklılaştırıcı gayretlerin sayısı ve etkisi gittikçe artmaktadır. Vakıf ya da dernek adıyla konumlanan bu çalışmaların çoğunun dillendirmeye çalıştığı şeyin ne olduğu ve ulaşmayı istedikleri hedefin neye tekabül ettiği konusunda ciddi muğlaklıkların olduğunu söyleyebiliriz. Başka türlü ifade etmek istersek, bu gayretkeşler amaçlarına ulaştıklarında Alevi insanlarımızın sorunlarını çözmüş mü yoksa onları şimdiki hallerinden daha sorunlu bir hale getirmiş mi olacaklardır? Asıl sorunun bu olduğunu ve onların kahir ekseriyetinin kendilerine bu soruyu -nedense- sormadıklarını yapmış oldukları açıklamalardan anlıyoruz. Benzer bir gayret Kürt kökenli insanlara şiddet ve terör temelli politikalarla uygulandı, gelinen aşamada insanımızın elinde "Kürt olmak"tan başka hiçbir şey kalmadı. "Daha önce o da yoktu" gibi ezberleri ve ideolojik şartlanmışlıkları aşarak olmakta olan şeye baktığımızda, -en azından- bin yıllık bir mirasın ortakları olan bu insanlar, sadece Selçuklu ve Osmanlı tecrübesinin sahibi olmaktan çıkarılmakla kalınmamış Türkiye Cumhuriyeti'ne de yabancılaştırılarak kimsiz ve kimsesiz kalakalmışlardır. Artık "Kürtler" bu toplumun sahip olduğu siyasî, entelektüel ve kültürel hiçbir edinimin ne sahibi ne de mirasçısıdırlar. Bu tarihten itibaren ellerinde ne bir sanat eseri ne bir siyasî ne de kültürel bir değer kalmıştır. Artık onlar sanki bin yıllık tarihin her döneminde "öteki"nin sığıntısı konumuna düşürülmüşlerdir. İnsanımızın elinde sadece üç ileri iki geri gidilen şemame oyunundan başka bir şey kalmamıştır. Evet, yaşanmakta olan sadece bir oyundur ve aynı oyun Alevilere de oynanmaktadır. Kendi içlerinden çıkan ama ne kendini ne de söylediklerinin ne anlama geldiğini bilmeyen insanları eliyle oynanmaktadır. Onların büyük çoğunluğunun -bilinçli ya da bilinçsizce- bizi ikna etmeye çalıştıkları şey, Alevilerin de bu ülkede taş üstüne taş koymamış olduklarıdır. Anadolu'yu onlar İslamlaştırmamışlar, İstanbul'u onlar fethetmemişler, Süleymaniye'yi, Selimiye'yi onlar yapmamışlar, üç kıtada ilayı kelimetullah için onlar at koşturmamışlar, can vermemişlerdir. Görebildiğimiz kadarıyla bu dernekler ve vakıfların birçoğunun Alevi insanına biçtiği rol sadece göçebelik, koyun çobanlığı ve ağlamaktır. Gerçekten 278 derneğin talep ettiği şey neye tekabül ediyor? Onlar ne istediklerini biliyorlar mı? Doğrusunu söylemek gerekirse bence bilmiyorlar ve birçoğu -bilinçli ya da bilinçsizce- Kürtler adına konuştuğunu iddia edenlerin çoğunluğunun içine düştüğü yanlışlığı tekrar etmekten başka bir şey yapmıyorlar. Yani onlar da kendilerini yabancılaştırmakta ve ev sahibi olmaktan çıkmaktadırlar. Yazımın başına, Reha Çamuroğlu'nun cümlesinin niçin önemli olduğuna dönersek; o cümle Çamuroğlu'nun bu tehlikeyi gördüğünü ve bu oyunu bozmak için bir şeyler yapmaya niyetli olduğunu anlatmaktadır. Bunun için önemlidir. Ben bu sözü, var olan sorunların Aleviler lehine çözümlenebileceği yolu ifade eden, insanımızı siyasî, kültürel ve dinî sağlığına kavuşturacak, kanamakta olan yaralarını sarabilecek akıllı bir cümle olarak okuyorum ve yakın zamanlarda Aleviler adına sevineceğimizi umuyorum.
ERDAL BAYKAN - YÜZÜNCÜYIL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
(17 Ocak 2008 Tarihli ZAMAN Gazetesindeki yazısı) |