06 Eylül 2010 Pazartesi
 MENÜ
  Anasayfa
  Kozan Videoları
  Konuk Defteri
  Künye
  Şehir Rehberi
  Kozan
 Haber Top 5
Göller yaylasında iftar yemeği

Hoş Geldiniz Göllere

Tavşantepelilerle iftarda buluştu

Başkan Delibaş’tan esnaflara iftar

Borsa üyeleri iftar yemeğinde

 Son Sayımız
BU HAFTAKİ SAYIMIZ
Kardeş Siteler
 Şehmus Baysal ile
Amatörce
 Turizme Dair
Turizme Dair
 Kimler İzliyor
 Notlar
Hayata Dair Küçük Ama Önemli Notlar
 İstatistik
Online : 47
Bugün : 902
Toplam : 1959317
 Kaptanın Köşesi
KAPTANIN KÖŞESİ (KARÜKATÜR)
KOZAN GAZETECİLER DERNEĞİ
Düşe kalka hayat yolculuğu… 3/10/2010

Her şey nereden ve nasıl geldiği belli olmayan bir gıcık dürtü ile başlar. Hayatımız normal seyrinde akarken içimizde gezinen nefis belasına teslim oluverdiğimiz olur bazen.

Ne acı, ne iğrenç bir teslimiyettir o.

İnsanı kendi özündeki sevgi, şefkat ve merhamet duygusu ile akıl, mantık ve izan sahipliğinden alıkoyan, sonucunun ne olacağı, nereye varacağı kestirilemeyen bu yolun ne kadar da tehlikeli bir gezinti alanı olduğunu sanırım uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Evet…

Şartları, nefsi körlüğü tetikleyen unsurları, bunu olumlu ya da olumsuz anlamda etkileyen çevremiz insanlarını ve benliğimizin dışında cereyan eden olayları konuşabilir, neyin ne kadar ve nasıl bu karanlık dehlize bizi salıverdiği üzerinde münazaralar yapabiliriz.

Ancak her şeyden önce bu münazara insanın kendi benliğinde, kendi iç dünyasında, kendi kendine olabilmeli.

İçimizdeki insanlık dışı böylesi duyguları depreştiren, meydana çıkaran kişiler yok değil çevremizde… ve yaşanılan bir takım hadiseler insana bu anlamda menfi yönde tesir de edebiliyor.

Yine ancak, her ne şart ve hal durumunda olursa olsun insan, nefsine hoş gelen, içi zehirli balı yemese ne olur sanki…

Balın lezizliğine kanıp keşke yemese…

Ama olmuyor işte…

Kör olası nefis galip geliyor.

Devrin âlimi bu amansız düşmana karşı bizi uyarmış ama kaçımız dinliyor ki bu mükemmel kelamı…

“Düşman istersen nefis yeter!...”     

Öyle ya nefsanî arzularına gem vurabilen insan tüm düşmanlarını bertaraf etmiş sayılmaz mı?

Keşkeler, ard arda sıralanan keşkeler…

Şunu şöyle yapsaydım keşke…

Bunu böyle yapsaydım keşke…

Yahu Allah aşkına şu hayat hiç keşkesiz olmaz mı?

Ama bir dakika…

Bir noktada ‘keşke’ diyebilmek de erdem sayılır. Kimimiz buncacık erdemden dahi yoksun maalesef. Başına gelen bir bela için hoyratça çevresinde ha bire suçlayacak adam arar. Hakiki suçluyu, içindeki amansız düşmanı unutarak… 

Hâlbuki aynaya bakmasını bilebilse insan belki ayna ona iç dünyasını anlatır. Öze yolculuk etme gayesi taşıyan her insan ayna ile dertleşmesini bilmeli değil mi?        

‘Bir musibet bin nasihatten evladır’ derler.

Gerek içimizdeki düşmanın gerek bu düşmanı bilemekle kendini görevli addetmişlerin yaşattığı her bir musibetin, hiç değilse yaşamımızın kalan devreleri için binler nasihat değerinde insan enesine bir dantel misali işlemeli…

İşlenmeli ki, makara her defasında geri başa sarmasın.

Hayat yolculuğunda her düşüp kalkış bir tecrübe olmalı insan için…

Ve her düşüşün nedenleri, niçinleri, nasılları üzerinde müzakere, iç muhasebe olabilmeli ki, hiç değilse sonraki düşüşler daha az hasarlı olsun…

Yahut mümkünse hiç düşülmesin…

Ama ne mümkün hiç düşmemek...

Anasayfaya Dön
Copyright © 2007 - 2008 KOZAN HABER Web Dizayn : GÖKDENİZ